Alper Kanat

Kimsin ve ne yapıyorsun?

Doğma büyüme İstanbullu olup 2015’te İzmir’e kaçmış bir yazılım geliştiriciyim. 2007’de Işık Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’nden mezun olduktan hemen sonra iş hayatıma Parkyeri (şimdi Kartaca) gibi bir yerde başladığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Sonrasında Huawei, GROU.PS, put.io, Generation M, Butigo gibi şirketlerde çeşitli görevlerde çalıştım. Bu noktada yazılım geliştirme, mimari tasarımlar, sunucu kurulumları ve yapılandırmaları, CTO’luk gibi oldukça geniş bir yelpazede tecrübe edinme şansım oldu. Diğer bir açıdan bakarsak kurumsal şirketlerden çok girişimlerde çalıştığımı söyleyebiliriz. Şirket kültürünü önemseyen, yaratmak ve korumak için çaba sarfeden; her gün yeni bir şeyler öğrenip deneyimlediğim yerlerde olmayı seviyorum. Monitise, benim için tam bu noktaya düşüyor. 2014’ten beri çoğumuzun her gün kullandığı uygulamalarda (örneğin CEPTETEB, Pegasus, FIFA) benim de bir katkım olduğu için gurur duyuyorum. Şu aralar müşteriye özel çözümlerin yanısıra şirketin kendi ürünlerinden birinin geliştirilmesine katkıda bulunuyorum. Bir yandan da yeni teknolojileri/yöntemleri deneyimleme ve uygulama imkanı bulabiliyorum.

Özgür yazılımı seviyorum ve elimden geldiğince katkıda bulunmaya çalışıyorum. Uzun süre PHP, Python/Django, JavaScript gibi dillerle çalıştım. Kendi günlüğümü bir kaç kez Python/Django vb. dillerle baştan yazdıktan sonra geçen sene kapatıp Medium’u kullanmaya ve enerjimi farklı yönlere kaydırmaya karar verdim. Kariyerim maalesef bana açık kaynak koda yeterince katkıda bulunma fırsatı tanımadı. Ağırlıklı olarak sunucuda çalışacak uygulamalar üstünde çalıştığımdan şimdilerde üzerinde çalıştığım tüm projeler için yalnızca Java ya da node.js tercih ediyorum. Ön yüz geliştirmesi konusunda eski usül takılıp Bootstrap vb. bir kütüphaneyle yazmayı tercih ediyorum. Ön yüz tarafında her gün çıkan yeni şeylerin hızına yetişmek mümkün değil. :) Bir yandan da kullandığım kütüphanelerde bulduğum eksiklik ya da hatalara yamalar gönderip düzeltilmesini sağlayarak açık kaynağa kendimce katkıda bulunmaya çalışıyorum. Monitise’da üzerinde çalıştığımız bazı projeler ve minik araçların açık kaynak yapılması konusunda girişimlerim sürüyor. :)

İstanbul’dayken şimdikinden çok farklı bir hayatım olduğundan hobilere vakit ayıramıyordum. İzmir’e taşındıktan sonra tiyatro, opera, yürüyüş/koşu gibi aktivitelere yeniden zaman ayırabilmeye başladım. Boğazıma düşkünlüğümle biliniyorum; haliyle böyle bir insanın hobileri de tabii ki yeme içmeyle ilgili oluyor. Yaklaşık 1-1.5 senedir ev biracılığı yapıyorum. Tarihsel olarak bu coğrafyada doğmuş bir kültürün yok olacak derecede kıtlığa ulaşmış olması son derece üzücü. Doğal sonucu olarak hammadde vb. pek çok şeyi ithal etmek zorunda kalıyoruz. Fazla detaya girmek istemiyorum ama merak edenler bu konuda yazdığım bir yazıya şuradan ulaşabilirler. Bir gün imkanım olursa bu hobiyi teknolojiyle birleştirerek ana işim haline getirmek istiyorum; hayırlısı. :)
Boş zamanlarımda Medium’da Docker Serisi adını verdiğim bir yazı dizisi yazıyorum. Yeni yıl çözümlememdeki hedeflerim arasında aklımdaki bir kaç mini yazılım projesini hayata geçirmek, GoodReads’teki okumak istediğim kitap listesini eritmek var. Dizilerden arta kalan vakitleri de böyle geçiriyorum. Winter is coming.. :)

Hangi donanımları kullanıyorsun?

Kendimi bildim bileli oyun insanı ol(a)madım. Oynadığım en baba oyun 7 CD’lik Phantasmagoria ve Counter Strike (hastasıyım!) falandı herhalde.

Şu an kullandığım şirket bilgisayarı 2013 model, 13 inch retina, 8 GB bellekli bir Macbook Pro. Şirketin ilk başta verdiği 15 inch sıfır bilgisayarı geri verip 13’e geçtim çünkü büyük bilgisayar kullanamıyorum. Apple bilgisayarlara uzun süre uzaktan bakmak zorunda kaldığım için bilgisayar serüvenimin yarısını PC üstünde Arch Linux ile geçirdim. Sonrasında kısa bir süre iPad ile uzaktaki bir sunucuya SSH ile bağlanıp kod yazmaya çalışmışlığım var; tahmin edersiniz ki pek uzun sür(e)medi. Birden fazla bilgisayara bölünmeyi sevmediğimden uzun süredir işte kullandığım makineleri evde de kullanıyorum.

Evde biri Type B, biri de son çıkan (Zero W) seriden olmak üzere 2 tane Raspberry Pi var. Type B’yi ilk başta XBMC ile TV Box olarak kullanıyordum, şimdilerdeyse Docker ile IP’sini broadcast eden bir ev sunucusu olarak kullanıyorum. Şimdilerde Type B’yi IoT projelerine ayırıp, Zero W’yi ev sunuculuğuna terfi ettirme planlarım var. TV Box ihtiyaçlarını ise artık tamamen Chromecast 2’e yüklüyorum.

Telefon olarak General Mobile 5 Plus (çift hatlı) kullanıyorum. Comfydesk ile standing desk maceram olmuştu; şimdi kendisini monitör standı olarak kullanıyorum. Mac’in kendi klavyesi ve trackpad’i candır ama internette okuduğum bir makale sonrasında harici Apple klavye ve trackpad’e geçtim. Bilgisayarı tutması için İstanbul ofisindeki 3B yazıcıdan bastırdığım Macbook stand’ini kullanıyorum. Büyük kulaklık yerine kulak içi kulaklık tercih ettiğimden şimdilerde telefonun kulaklığını kullanıyorum. Ofiste Dell marka 27 inch bir monitör kullanırken geri kalan zamanlarda Macbook’un kendi ekranını tercih ediyorum.

Kolumda Xiaomi Mi Band 1 var; eşimle beraber almıştık. Çok memnun değilim ama koşu/yürüyüş ve uyku takibi için idare ediyor. Esas amaçsa telefon kilidini şifre girişi vs yapmadan açmak. :) Kriterlerime uyan bir akıllı saat arayışındayım.

2016 yılında bir Kindle Paperwhite aldım. Okumak istediğim bazı kitapları bulamasam da kitap okumayı bana yeniden sevdirdi diyebilirim.

Hangi yazılımları kullanıyorsun?

Onlarca yıldır süregelen Linux/BSD alışkanlıklarım nedeniyle işlerimin büyük çoğunluğunu terminalden yapmayı tercih ediyorum. Mac’te kullandığım uygulamalar kategorik olarak şöyle:

Bilgisayar bağımsız olabilmek adına genellikle bulut tabanlı çözümleri tercih ediyorum. Bu aralar emacs ve iirc öğrenmek istiyorum.

Çalışırken ne tarz müzikler dinliyorsun?

O anki ruh durumuma ve yaptığım işe göre çok değişiyor. Bir çok kişi gibi ben de Spotify’da Focus kategorisindeki playlist’leri tercih ediyorum eğer dikkat gerektiren bir iş yapıyorsam. Hayatım boyunca birbiriyle uyumlu ve çok başarılı playlist’ler yapan arkadaşlarıma hayranlık duydum. Benimki baya rus salatası gibi; içinde her şey var. :) Ağırlıklı olarak Türkçe müzik (Mor ve Ötesi <3) dinliyorum; hatta bazen kendimi kaptırıp ofiste abartı ıslık çaldığım ya da şarkıya eşlik ettiğim için arkadaşlardan fırça yemişliğim var. :)

Hayalindeki çalışma ortamı nasıl?

Hayalimdeki çalışma ortamına nispeten yakınım. İzmir ofisindeki rahatlık nedeniyle kendime ait bir odam var şu an. Vakit bulabildiğim zamanlarda denize yüzmeye gidebilmek, pinpon oynayabilmek, Urla-Güzelbahçe gibi yerlerde balık vs. gibi imkanlarım var. Gülbahçe’deki kitesurf imkanını da değerlendirmeyi düşünüyorum fırsatını bulunca. :)

Aslında istediğim zaman remote, istediğim zaman ofisten çalışmayı tercih ederdim. Ofisle ev arasında şu anda 40 km mesafe var (ama 20 dk’da ulaşıyorum ofise; podcast ile epey keyifli oluyor). Zaman zaman ihtiyaç nedeniyle evden çalışabiliyorum ama sürekli yapabildiğim bir şey değil. Evde de kendi yaptığım bira ve kahveler eşliğinde balkona çıkıp çalışmak gibisi yok. Daha ne ister insan! :)