Burak Selim Şenyurt

Kimsin ve ne yapıyorsun?

Yaklaşık 1 sene kadar önce 40lar kulübüne girmiş, turuncu sakalı hafiften ağarmaya başlamış ve turuncu bir bankada kıdemli yazılım danışmanı olarak çalışan zaman zaman huysuz, çalışılması zor bir kod geliştiricisiyim. Aslen matematik mühendisliği mezunu olmama rağmen 1999 yılında başladığım aktif iş yaşantımda ağırlıklı olarak .Net teknolojileri ile çalıştım, çalışıyorum. Son iki yıldır da Ruby, Python ve GoLang gibi farklı programlama dillerine bakmaktayım. 2005 yılında Java ile de uğraşmış ve “Java ile 24 Kahve Molası” isimli 24 bölümlük bir seri hazırlamıştım. Merak edenler buradan bakabilirler.

Bir ara Raspberry Pi üzerinde bir şeyler yapmaya çalıştım ancak maceram Led yakmak için dirençleri yanlış bağlamam sonucu yanan breadboard’dan sonra sona erdi. Öğrenmeye uğraştığım diller arasında Ruby en büyük favorim diyebilirim. Onunla kod yazarken büyük keyif alıyorum. Farklı programlama dilleri ile hobi amaçlı olsa da uğraşmak benim için önemli. Dikey uzmanlaşma dışında bu gibi çalışmalarla farklı yetenekler de kazanmaya gayret ediyorum.

Öğrendiklerimi 2003 yılından beri tuttuğum kişisel blogum üzerinden düzenli bir şekilde paylaşmaya çalışıyorum. Bloğum hayatımın dörtte birinden fazlasını ayırdığım bir yer. Bu yüzden benim için çok önemli. Her ne kadar son yıllarda yazma hızım düşse de bilgilerimi konuşmacı olarak katıldığım etkinlikler aracılığı ile paylaşmaya devam ediyorum. Zaman içerisinde NedirTv ve DevNot gibi topluluklarda yazar olarak da görev aldım. Bu tip topluluk çalışmalarını çok yararlı buluyor onlarda aktif olarak rol almaya gayret ediyorum.

En büyük hobilerim C# dilinden dolayı Sarp adını verdiğimiz oğlumla Lego yapıp basketbol oynamak. Zaman zaman da amatör fotoğraflar çekmeye çalışıyorum diyebilirim. Zamanında Canon EOS 450D marka fotoğraf makinesi ile çeşitli lensler(50mm, 24mm, 75-300mm, 17-50mm) kullanarak çekimler yapmaya çalışmıştım. Amatör bile olamadım diyebilirim. Fotoğrafçılık zor zanaat. Şimdilerde Sony Alpha ve Samsung NX3000 marka aynasız fotoğraf makineleri kullanıyorum. Bunlara ek olarak DVD ve plak koleksiyonu yapmaya çalışıyorum. Ne yazık ki plak koleksiyonculuğu başlı başına bir iş ve hatta oldukça da pahalı. İyi ses kalitesine sahip orjinal basım plaklar çok çok pahalı olabiliyor.

İnsanlara tebessüm etmeyi severim ve çalışma ortamında motive edici bir abi rolünü zaman zaman üstlenmeye çalışırım. Kendimi iyi hissettiğim pek çok an var ve bunlardan birisi de makale yazmak. Her ne zaman makale yazsam sonrasında kendimi garip bir mutluluk hali içerisinde bulurum. Bu mutluluk hissi seminerlerim sırasında da yaşadığım bir duygudur.
Kısaca kendimi bu paragraf ile tanıtmaya çalıştım. Ah bu arada ben Burak Selim Şenyurt.

Hangi donanımları kullanıyorsun?

Şirkette ve evde olmak üzere iki diz üstü bilgisayar kullanmaktayım. Şirketimin bana sağladığı dizüstü üzerinde Local Admin hakkım olmasa da güvenlik departmanımızı ikna edip Ruby ortamını kurdurtabildim. Sıradaki hedeflerim Python ve GoLang ortamlarını kurdurtmak. İş bilgisayarım Dell marka. Intel i7 işlemcisi ve 8GB ram’i var. Aynı anda 8 Visual Studio açtığımı, arka planda sayısız Chrome sekmesi olduğunu ve o sırada SQL Navigator üzerinden sorgu çalıştırırken Eclipse IDE’sinden bir sonraki Ruby eğitimim için gerekli kodları denetleyebildiğimi bilirim. Hatta tüm bunlar bilgisayardaki hareketleri kontrol eden ajan ve virüs programı çalışırken yapılıyor. Üstelik Lync’den gelen bir çok konuşma da bu çarka dahil. Kısacası oldukça yüksek performansa sahip bir bilgisayar kullandığımı ifade edebilirim. Turuncu bankamız IT tarafında bu tip yatırımlardan hiçbir zaman kaçınmaz. IT personelinin donanımı onları için birincil öncelikler arasında yer alıyor.

Evde kullandığım kişisel bilgisayarım da Dell marka ama 2011 yılından. i5 işlemcisi ve 8GB RAM’i var. Ne yazık ki bir seneyi aşkın süredir bitik BIOS pili nedeniyle açılışlarda sorun yaşıyorum. Zaman zaman bip bip bip biiiiiiip hata seslerini aşmam 50 denemeyi bulabiliyor. Bu nedenle kapatmamaya özen gösteriyorum. Aslında bir ara tamire götürmem lazım ama buna cidden çok üşenmekteyim. Sorunları burada da bitmiyor :) “L” tuşu çalışmıyor. Yani Windows+L ile ekranı kilitlemek gibi bir güzelliği kullanamıyorum/kullanamıyordum. Sevgili S(h)arp Efe oyun oynadığı bir sırada hafif kızınca bu tuşu mundar etti diyebilirim. Bu nedenle kablosuz harici bir klavye kullanıyorum. Yine de bu emektar dizüstü ile 2011den bu yana sayısız makale yazdığımı ve sunum hazırladığımı ifade edebilirim. Hatta bir vakit uyku moduna alıp Edirne’ye Trakya Üniversitesine sunum için götürdüğümü söyleyebilirim.

Hangi yazılımları kullanıyorsun?

Hem işim hem de iş dışındaki blog çalışmalarım nedeniyle çok farklı yazılımları veya ürünleri kullanmam gerekiyor. İşimde Visual Studio ile .Net platformunda ağırlıklı olarak C# ile kod geliştirmekteyim. Zaman zaman PL/SQL ile SQL scriptleri de yazıyorum. Hatta eski sistemler üzerinde klasik ASP ile yazılmış ürünlerde hata ayıklama veya güncelleştirme işlemleri de yapmaktayım. Bankamız geniş bir ürün çeşitliliğine sahip. C ile yazılmış kütüphanelerden tutun TIBCO üzerinde çalışan süreçlere, ObjectiveC ile yazılmış mobil uygulamalardan .Net ile geliştirilmiş şube ekranlarına kadar geniş bir yelpaze söz konusu. Üstelik bu ve fazlası aynı ekosistemin parçası olarak günümüz modern yazılım geliştirme metodolojilerine uygun bir şekilde yaşamaya çalışıyor. Son iki yıldır Scrum ile yürüyen bir yazılım yaşam döngümüz, DevOps kültürüne geçmeye gayret eden bir anlayışımız var.

Evdeki bilgisayarımda iki partition var. Birisinde halen emektar Windows 7’yi, diğerindeyse Linux işletim sistemini kullanıyorum. Her ikisinde de Ruby, Python ve Go dillerinin ortamları geliştirme yapmaya hazır. Bunun dışında evdeki bilgisayarımda son bir yıldır Visual Studio ve SQL Server ailesine ait hiçbir ürün bulunmadığını da ifade etmek isterim. Dediğim gibi bu ortamları zaten iş bilgisayarımda bolca kullanmaktayım. Diğer kişisel çalışmalarımda ise Ruby, Python ve GoLang söz konusu. (hatta yaz itibariyle Lua diline de bakmak istiyorum) Bu üç dil için Eclipse IDE’sinden yararlanıyorum. Bazen dillerin temellerini öğrenirken Notepad++ aracından da yararlandığım oluyor. Intellisense gibi özelliklerin olmadığı IDE’ler dilin temellerini öğrenirken tercih ettiğim çalışma ortamlarıdır diyebilirim. Öğrendikten sonra kod yazmayı zevkli kılmak için Eclipse, Visual Studio Code vb arabirimlere geçiyorum.

Çalışırken ne tarz müzikler dinliyorsun?

Çalıştığımız ortam açık ofis tadında. Takım arkadaşlarımla yan yana olmak her ne kadar sevimli olsa da bazen koda konsantre olmak gürültüden dolayı zor olabiliyor. Bu gibi durumlarda ya binanın daha sessiz başka bir mekanına geçiyorum ya da Spotify’ımı açıp kendimi müziğin ritmine bırakıyorum. Açıkçası kulağıma hoş gelen her tür ezgiyi seviyorum. Blues’dan Rock’n Roll’a, Yerli Rock’tan klasik müziğe kadar geniş bir yelpazem var diyebilirim. Bunu şöyle de izah edebilirim; An geliyor Wagner’den “The Ride of Valkyries” ile coşuyor yeri geliyor Joe Satriani’nin gitar melodileri arasında geziniyor, bazen MFÖ’den “Mazeretim var asabiyim ben” diyor bazen eskilere gidip Barış Manço’dan “Gül pembe” çalıyorum. Aslında şu adreste herkese açık bir Spotify listem var. Bankamızdaki güvenlik politikaları gereği Spotify’ın masaüstü uygulamasını kullanamıyoruz. O yüzden serbest olan Youtube’da da bir listem var. Sevgili okurlarımız Eksenim adlı bu listeye de şu adresten erişebilirler. Youtube müzik listeleri ile Spotify listelerini eşleştirebileceğim bir uygulama var mı bilemiyorum ama olsa hiç fena olmazmış diyorum.

Hayalindeki çalışma ortamı nasıl?

Evimdeki çalışma odam aslında benim ideal ortamımdır diyebilirim. Çalışma odamda geniş bir masam, yıllarca uğraşıp Amazon’dan getirttiğim 150’ye yakın kitabım, süs diye duran yeşil ve içi gözüken bir iMac, DVD koleksiyonum, plakçalarım ile plaklarım, antika fotoğraf makinelerim ve 10 seneye yayılmış National Geographic dergilerim var. Hatta S(h)arp Efe’nin 1.50 cm boyundaki küçüklük yatağı da çalışma odamda yer almakta. Bazen burada uzanıp kitap okuyorum. En son Oğuz Atay’dan “Tehlikeli Oyunları” okuduğumu söyleyebilirim. Odamın camında bir ilkokul manzarası yer alıyor ancak ışık alan bir ortam olduğunu ifade edebilirim. Işık olmazsa olmazlarımdan. Gece geç vakitlerde de sarı ışık altında çalışmayı tercih ediyorum. Bu ideal çalışma ortamım dışında aslında çalıştığım iş yerlerinde çok farklı mekanlarda kod yazmam gerektiği de oldu. Zaman zaman outsource çalışıp zorlu masalarda görev aldım. Kesonu olmayan masalardan bahsediyorum. Eşyalarımızı koyacağımız yer olmazdı. Eğitmenlik yaptığım dönemlerde odamız yoktu ve sınıflarda çalışırdık. Bir dönem Koç Holding’in Nakkaştepe’deki bir villasında outsource olarak gönderildik. Sene 2004. İnanılmaz sessiz sakin bir ortamda 8 geliştirici pek güzel kod yazabiliyorduk. Tüm bu zamanlardan sonra aslında en rahat ortamın bilgisayarımın bana sunduğu birkaç inçlik alan olduğunu fark ettim. Bu alan içinde istersem galaksiye sıçrıyor istersem müzik ezgilerinin arasında işlemcinin bitlerine dokunabiliyorum. Çok sıkılırsam gözlerimi kapatıp MFÖ’den “Güneş doğar güneş batar ama insan uyumaz bazen düşünür” diyorum :)