Hakan Orcan

Kimsin ve ne yapıyorsun?

Merhaba! Hakan Orcan ben, Süleyman Demirel Üniversitesi, Bilgi İşlem Daire Başkanlığı’nda Sistem ve Ağ Yönetim Personeli olarak çalışıyorum. @calismamasamcom projesini uzaktan uzaktan takip ederken sevgili Tolga Gezginiş’in “Sen de kararlar mısın birkaç satır?” sorusu ile birkaç satır da ben yazmak istedim. Tanıyanlar bilir, uzun uzun yazmayı seviyorum galiba. :)

Bilgisayarla ilk olarak 16-17 yaşlarındayken bir okul gezisi sayesinde tanıştım. O yıllarda okullarda bilgisayar derslerinde MS-DOS işletim sistemi öğretilirdi. Okulun bilgisayar laboratuvarı olmadığından bu donanıma sahip olan diğer okullara yılda 1-2 defa ziyaretler düzenlenir, öğrencilerin ez azından bilgisayarla tanışması, birkaç dakikalığına da olsa onu kullanması sağlanır, kitaplarda öğrendiği MS-DOS komutlarını burada pekiştirmesi de sağlanırdı. Yokluk yılları yani, 1990'lar...

O geziler sayesinde karşıma çıkan MS-DOS yüklü, Cyrix 6x86 işlemcili sanırım 16 ya da 32 MB RAM'li bir canavar(!) ile 10-15 dakika kadar -sadece kitap sayfalarında gördüğüm- DIR, DATE, DELETE, MKDIR komutlarını çalıştırıp hayretler içinde siyah ekrandaki sonuçlarını izlemiştim. O kadar etkilenmiştim ki "Her ne olursa olsun, bu şey benim mesleğim olmalı" bile demiştim. Sonrasında, her ay düzenli olarak CHIP dergisi alıp adım adım bu dünyada neler oluyor öğrenmeye çalışıyordum. Tam bir saplantı olmuştu o dünya bende. Yeni çıkan CPU'lar, GPU'lar, RAM fiyatları vs. takip etmek o kadar keyif veriyordu ki bana. Sonrasında, babam sayesinde, birkaç sene içinde kendi bilgisayarıma kavuşmuştum. Bana ilk dediği şey "O klavyeye bakmadan yazmayı öğreneceksin!" :) Sağ olsun, her zaman destekçimdi. Ama, ay sonlarındaki benim minik(!) dial-up faturalarını görünce verdiği soğuk kanlı kalma çabalarını düşündükçe, onun ne kadar özel bir adam olduğunu düşünürüm hep. Ben de tasarruf yapmak için araştıracağım konuları bir not kağıdına listeleyip, dial-up’ı bağlayıp hızlıca konuları Altavista veya Excite kullanarak bulup, genelde statik html sayfalarını download edip hemen bağlantımı koparır, offline çalışmalarıma devam ederdim.

Lise yıllarında aldığım eğitim daha çok Elektronik ağırlıklıydı ama hiçbir zaman Elektronik sevgim bilgisayar sevgimin önüne geçemedi. Şimdilerde popüler Ardunio, Raspberry’leri düşündükçe “Gençler ne kadar şanslı.” diyorum. Erken yaşlarda kendi projelerini geliştirebiliyorlar.

2000'li yılların başı üniversite hazırlık ile geçti ve tabii ki istediğim bölümü kazanamadım. Gidip alakasız bir bölüme girdim. 1 yıl okuduktan sonra bıraktım. Para kazanmak için yine merkezinde bilgisayar olan birçok teknik işler yaptım. Askerlikte de, çok özel bir birlikte, 15 ay kadar muhteşem bir bilgisayar ve teknik deneyimim oldu. Şanslıydım sanırım, oralarda bile kopmadım bu şeyden, çok keyifliydi. Askerlik sonrası yine boş kalmamak için 3 yıl kadar Online Marketing, Online Advertising, Content Management işleri yaptım. Kimseye bağlı çalışmadan, oturup kendi Network’ümü yönettim. Bu bana çok şey kattı. Google Sağolsun! Beni kimseye muhtaç etmedi. Yaptığım şey, yazılım dünyasındaki güncel konuları yabancı sitelerden öğrenip, Türkçe'ye çevirip kendi sitelerimde yayınlamaktı. Sitelerimden birinde 1 yılda 16.000 kadar programa birkaç cümlelik tanıtım yazısı yazdığımı hatırlıyorum. O yıllarda, bu sektörde çok fazla kimse yokken bu tür siteler oldukça fazla trafik çekiyordu.

Bu iş bana o yıllarda çok şey kattı. Sahip olduğum Teknik İngilizce bu sayede çok hızlı bir şekilde gelişti. Search Engine Optimization tekniklerini an be an takip ediyordum. Bir taraftan siteler için kiraladığım farklı ülkelerdeki Linux sunucularımı maintain ediyordum. Neden farklı ülke? Çünkü oradan kiralamak daha ucuzdu. Hem sunucu üstündeki trafiği optimize etmeye çalışıyordum, malum CPU ve RAM kısıtlı ve pahalı, hem de sitelere içerikler giriyordum. Düşünün, içeriği oluşturan da sizsiniz, SEO'yu yapan da, saf sunucuyu kiralayıp yöneten de, sitelerin tasarımcısı da, sunucu üzerindeki trafiği kontrol eden de. O yıllarda harika bir deneyim oldu. Bu işleri Anadolu’nun kırsal bir bölgesinden yönettiğim düşünülürse, sanırım o zamanlar harika bir iş başarmışım.

Bütün bunlar olup biterken aynı anda da ufak bir bilgisayar teknik servis ve teknoloji satış işleri yapan bir işyerim vardı. Aslında orası da bana çok şey kattı. Müşteriyi dinlemek, ihtiyaçlarını tespit etmek, onunla aynı dili konuşmak, pazarın ihtiyaçlarını belirlemek. Şimdilerde bunun adına Start-up (kaba bir tabirle tabii) diyoruz. Piyasada pişmek eşsiz bir tecrübe! Büyük planlar yapmadan önce mutlaka geçilmesi gereken zorlu bir yol bence bu. Bir süre böyle ilerledim, hayatımı idame ettim. Askerlik sonrası işsizlik sorunumu böyle çözmüştüm. Bir nevi Full-Stack iş yani, hatta Full artı Full. :)

Sonra, bütün bunlar olurken, her zaman bu işin mühendislik tarafını merak ediyordum. Sistem ve Network yönetimi, Enterprise yapılardaki IT süreçleri, güncel Infrastructure teknolojileri sanırım olmak istediğim yerdi. Benim ne yapıp edip hayalim olan işin yani Sistem ve Network'ün içinde olmam gerekli diye düşünüyordum. Yeni şeyler öğrenmeyi çok seviyorum. Bıkmadan usanmadan günlerce oturup bir şey üzerinde uğraşabilirim, onu anlayana kadar delicesine okuyabilirim. Madem böyle bir azim var içimde, o halde önüme bakmam gerektiğini, yukarıdaki yaptığım işi bırakarak bir okul okumam gerektiğini düşündüm. Oradan kazandığım kazançlarla kendime yatırım yapmaya, yarım kalan okul hayatımı öyle ya da böyle tamamlamaya karar verdim.

Öyle bir bölüm okumalıyım ki, hem teknik anlamdaki tecrübelerimi desteklemeli, bunların üzerine yenilerini eklemeli, hem de yapmak istediğim mesleğe bir an önce atılmamı sağlamalıydı. Bu kararı 30 yaşında(!) verdiğim için gidip 4 yıllık bir mühendislik bölümü okumak biraz zorlayıcı olabilirdi. Araştırmalarım sonucunda salt network ve sistem ağırlıklı 2 yıllık bir bölümü gözüme kestirdim. Direkt müfredatını araştırdım. YGS'ye girdim ve ek yerleştirmelerden bölüme katıldım. Elbette kolay bir karar değildi bu ama her şeyin sonunda bu işi de başaracağımı adım gibi biliyordum. Kararımı arkadaşlara anlattım "Sen manyaksın! Bu yaşta olur mu?" dediler, aileme anlattım; her zaman arkamda olduklarını gördüm. Hayatım boyunca verdiğim en isabetli, en yüksek ROI'ye sahip kararlardan birisiydi bu. Biraz geç bir karardı ama hayat işte, her şeyin sanırım bir zamanı var.

2 yıl yoğunlaştırılmış programlama, sistem ve özellikle de network eğitimi aldım. Bölüm hocalarımız ve müfredat oldukça kaliteliydi. Yazılım anlamında en temel bilgileri JAVA, .NET, PHP, SQL kullanarak öğrendik. Sunucu teknolojileri ve bol bol network teknolojileri öğrendik. Bölüm Network ağırlıklı olunca CCNA düzeyinde bir eğitim aldım. Eğitmenlerde CCNA sertifikalı olunca alınan eğitimin kalitesi tartışılmazdı. 2 yıl boyunca gece gündüz çalıştım, bütün dersleri hakkı ile verdikten sonra okulu 3. olarak bitirdim. :) Eğitim devam ederken bir taraftan da iş ilanlarındaki konuları inceliyordum. Sektörde neler oluyor? Güncel kavramlar, konseptler neler? Bir sistem ve network uzmanı nelerde uzmanlaşmalı? Bu konularla da boş kaldıkça ilgileniyordum. Bol bol araştırma yapıp kendi makinemde testlerini yapıyordum. Okuldaki eğitim malum, sadece vizyon veriyor. Konular kısıtlı. Onu geliştirmek sadece sizin elinizde. Okul yıllarında 1 yıl kadar 3D tasarımla ilgilendim ve 1 yıl kadar 3DSMAX Modelleme kursu alarak o sektör hakkında da araştırmalar yaptım.

Okul bitince İstanbul'da 60 gün kadar bir kurumsal network firmasında endüstriyel network, sunucular ve ağ alt yapıları konularında doyurucu bir staj yaptım. Sonra hiç boş kalmadan, Ataşehir’de yaklaşık 3 yıl kadar 200 personelli bir yazılım firmasında sistem ve network yönetimi tarafında çalışarak profesyonel iş hayatına giriş yaptım. Oldukça verimli bir deneyimdi. Yazılım geliştirilen bir ortamda geliştiricilere destek vermek, onların ihtiyaç duyduğu ortamları, sistemleri ve network'ü yönetmek ciddi anlamda çok şey kattı ve çok keyifliydi. Kullanılan teknolojilerin oldukça farklı türden olduğu bir ekosisteme sahip olan firmada sistem ve network tarafında rol almak yıllar önce benim hayalimden de öte bir durumdu. Open Source dünyasını zaten seviyordum, işin içine daha detaylı girince tam bir Linux ve Open Source aşığı oldum.

Şu anda ise yaklaşık 80.000 nüfuslu bir devlet üniversitesinde Sistem ve Ağ yönetimi departmanında çok sevdiğim işimi tam zamanlı olarak yapmaya devam ediyorum. Bir taraftan da eğitimlerimi tamamlamaya çalışıyorum. Burada 1 yıl kadar salt network tarafında, farklı vendor network ürünlerinin bir arada kullanıldığı profesyonel bir ortamda, Vlan’ların, Subnet’lerin, ortaya çıkan onlarca farklı problemin, kablolu-kablosuz trafiğin yönetiminden sorumlu profesyonel bir ekibin içerisinde görev aldım. Vendor bağımsız bir ortamda çalışmak bir Network personelini çok hızlı geliştiren önemli bir kriter. Kablolu-Kablosuz binlerce son kullanıcıya ulaşan bir kampüs networkün tasarımı, bakımı, optimizasyonu bana çok şey kattı. Sonrasında ise şu an Salt sistem yönetimi tarafında görev yapıyorum. Sanal ve Fiziksel onlarca servis ve sunucunun hiyerarşik bir şekilde yönetimini yapıyoruz ekip olarak. Var olan yapıyı maintain ederken ihtiyaç duyulan yeni teknolojiyi araştırıp yapıya dahil edebiliyoruz.

Genel olarak kendimi Self-Learner, Self-Starter, yaptığı işe aşık, geek, hayattan keyif almaya çalışan, hedefleri olan birisi olarak tanımlayabilirim. Sürekli gelişime önem veriyorum; gelişim ama her anlamda. Teknolojiyi, özellikle de kendim mesleğimle, alanımla ilgili gelişmeleri anlık takip etmeyi çok seviyorum. Klasikçi bir insan değilim, ilgimi çeken yeni bir konsept, yeni bir yaklaşım, yeni bir tool farkettiğimde hemen onun hakkında hızlıca araştırma yapıyorum. Eğer derinlemesine bir inceleme yapmaya değer görüyorsam, o zaman boş bir vaktimde onu inceliyorum. Spora ve uykuya olabildiğince önem veriyorum. Her şeyin gelip geçici olduğunu, başarının da, üzüntünün de, hayal kırıklığının da gelip geçici olduğunu biliyorum. Her durumda elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Zamanında atlattığım birçok zorluğu düşündükçe motive oluyorum. Olmak istediğim yerde olduğum için kendimi “şanslılardan” hissediyorum. Her nerede olursa olsun, insanın yapmaktan keyif aldığı bir mesleği varsa hayattan totalde daha büyük keyif alabildiği düşüncesindeyim. Her gün oflaya poflaya işe gittiğinizi düşünsenize, kabus!

İngilizce’ye çok önem veriyorum. Her fırsatta bol bol yabancı makale okuyor ve listening yapıyorum. Zamanında İstanbul’da çalışırken trafikte geçirdiğim bitmek bilmez yolları keyifli hale getirmek için listening yapıyordum. Aylarca yaptığım listening’in bana o kadar çok fayfası oldu ki, anlatamam! Her ne olursa olsun ayakta kalmayı çok seviyorum.

Birkaç yıldır garip bir hobi sahibi oldum. Saplantı derecesinde paper biriktiriyorum. Boş zamanlarda dünyadaki bütün teknik ağırlıklı üniversitelerin paper arşivlerinde cirit atıyorum. Hoşuma gidenleri arşivliyorum. Anlayabildiklerimin haricinde bol miktarda anlayamadıklarım da oluyor. Bunu kendime hedef görüyorum. Her yeni anlayabildiğim bir paper benim için eşsiz bir yeni vizyon oluyor.

Yine, boş zamanlarda meslekle alakalı notlar aldığım bir blogum var, çok özensizce oluşturduğum ve arada bir şeyler karaladığım. Bir de üzerinde çalıştığım bir projem var. Container mimarilerini kullanarak üzerinde pratikler yaptığım bir proje. Hem kendimi geliştiriyorum, hem de var olan mimarileri üzerinde deneyerek ufkumu genişletiyorum. Var olan mimariler hakkında bilgileri genelde bu işin içinde olan kişilerin katıldıkları konferanslarda anlattıkları konulardan, sunumlardan feyz alarak denemeye çalışıyorum. Bu gerçekten çok çok faydalı oluyor. OVH’te konuşlu günlük 1000-2000 bin ziyaretçinin giriş yaptığı sistemim var. Tamamen test amaçlı bir sistem. Trafik testleri yapıyorum alt katmanda. Üst katmanda her şey aynı dururken alt katmandaki mimarisini sürekli değiştiriyorum. :) Farklı mimarilerle bu mikro ölçekli trafiği sürekli olarak dengelemeye çalışıyorum.

Son zamanlarda Container teknolojileri ve ona bağlı ekosistemdeki araçlar, Monitoring kavramları, Configuration Management araçları, Distributed sistemler, Orchestration araçları, Provision teknolojileri, Reproducible ve tamamen otonom sistemler hakkında yoğun araştırmalar yapıyorum.

Hangi donanımları kullanıyorsun?

Öncelikle ben sıkı bir Thinkpad T serisi hayranıyım ve kişisel olarak 2012 model T420s kullanmaktayım. Evet, biraz eski. T serisinin de yeni kasaları değil de T420s kasasına bayılıyorum. T430s ve T440s ile artık yeni kasalarda o efsane klayve tasarımı bulunmuyor, sevmiyorum. Buradan yetkililere sesleniyorum, ne olur T420s’i olduğu gibi güncelleyin, üzerinde tasarım fantazileri yapmayın. :) Hal böyle olunca sanırım aleti son nefesini verene kadar kullanmaya devam edeceğim. Kendisi yıllardır ISS’in favori bilgisayarı olduğu düşünülürse bir 10 yıl kadar daha bozulmayacak sanırım bu alet. Kendisi i5 işlemcili, 8GB bellekli bir emektar ama kullanması çok keyifli. İşyerinde ise bir ASUS Pro marka bir desktop kullanıyorum. Kendisi ekibe yeni katıldı. Hala birbirimize alışmaya çalışıyoruz. İşim gereği bol bol Sanal makineler ile uğraştığımdan gayet işimi görmekte kendisi. Servis için de kullandığımız bir adet eski kasa Toshiba Portege R700 mevcut.

Telefon olarak eski ama hala ilk günkü gibi çalışan bir iPhone 5, Tablet olarak da üzerinde Android testleri yaptığım ve bol bol PDF okumak için kullandığım noname 7” bir tabletim mevcut. Doküman için yetiyor. Müzik için de Microlab M300u kullanıyorum. Tınısını çok seviyorum.

Çalışırken etrafımda bol kalem ve not kağıdı olmasına dikkat ediyorum. Kalem çok önemli! Bence üretkenlik için de kalem seçimi kritik. Yanlış bir kalem ile kafamdakileri kağıda döküyorsam rahatsız oluyorum. Takıntı sanırım. O yüzden kalemde seçiciyim. Scrikss Hexagon-R’yi yeni keşfettim. Çok memnunum. Bir de evde kullandığım bir beyaz yazı tahtam var. Bir şeyler üzerinde çalışırken beyaz tahtaya markör ile çizimler yapmayı seviyorum.

Bir sistemci olarak eski çalışma ortamlarında olduğu gibi burada da sürekli karşımıza farklı donanımlar çıkabiliyor. Bu son sistem 256 GB RAM’li 64 Core Rack sunucu da olabiliyor, bir San Storage Array ya da çok eski bir sunucu, farklı markalarda laptop, Gigabit switch, bir Wireless Controller ya da kocaman bir backbone/core switch. Bu cihaz bir Fusion Splicing cihazı bile olabiliyor. Aslında işimin bu yönünü daha çok seviyorum. Sürekli farklı bir sistemle karşı karşıyasınız. Onu çözmek, anlamak ve yönetmek zorundasınız. Bu bence çok keyifli. Mesleğimin en motive edici taraflarından birisi de bu bence.

Hangi yazılımları kullanıyorsun?

Windows ortamından ssh veya basit terminal işlemleri için putty ya da Gith Bash kullanıyorum. Linux ortamında ise terminator çok kullanışlı. İletişim için Skype, Whatsapp, editör ve IDE gereksinimleri için Sublime, Notepad++, Atom, PhpStorm, PyCharm kullandığım yazılımlar arasında. Network troubleshooting için Wireshark, Tcpdump, Curl ve built-in çeşitli Linux araçları kullanıyorum. Network emülasyon/simülasyon için GNS3 not takibi için EverNote. Müzikler dinleme ve arşiv yönetimi için Spotify vazgeçilmezim. Kanban için Trello. Hayatta ne oluyor ne bitiyor takibi için Reddit, Quora, StackExchange cirit attığım mekanlar.

Çalışırken ne tarz müzikler dinliyorsun?

Ruh halime göre değişiyor müziğin tarzı. Spotify bu noktada yardımıma yetişiyor. Yıllardır biriktirdiğim ve kategorize ettiğim bir arşivim var. Ciddi ciddi emek harcadığım listeler bunlar. Güzel bir müzik kulağım olduğunu düşünüyorum en azından farklı tarzları dinlemekten keyif alıyorum. Kovacs’tan Sivert Hoyem’e, Volbeat’ten Firewind’a yelpaze geniş. Soundtrack çok seviyorum. Yabancı dizi tutkunuyum ve o dizilerdeki harika müzikleri arşivliyorum.

Hayalindeki çalışma ortamı nasıl?

Tamamen minimalist olması kafi. Ama işim gereği her yerde çalışabilme alışkanlığım var. “Şöyle kenara sıvışıp çalışayım ben” ya da “Ayakta bile giderim” diyenlerdenim. Yeter ki doğru teknoloji ve alt yapı olsun. Mekan sorun değil.